Amsterdam, Hollanda Krallığı’nın başkenti ve Avrupa‘nın en popüler turistik şehirlerinden biri. Üniversiteleri, akademileri, araştırma enstitüleri, 40’tan fazla müzesi, sayısız tiyatrosu ve eğlence mekanlarıyla Amsterdam, ülkenin önde gelen kültürel merkezi olarak öne çıkıyor. Ayrıca şehir, eş-merkezli bölümlerden oluşturularak yelpaze şeklinde serpiştirilmiş, sıkı ve kumlu bir zemine yer yer 18 metre derinliğe kadar dikilen direkler üstüne inşa edilen tarihi evleriyle de meşhur.

Şehirde 18. yüzyıldan kalma 6 bin 750 civarında bina, hem bu binaları birbirinden ayıran hem de sayısız yüzen evlere ev sahipliği yapan 160 kanal, toplamda 8 kilometre karelik bir yere sıkışmış durumda. Eşsiz güzellikteki birçok köprü şehrin 90 adasını birbirine bağlıyor. Bunlardan 8 tanesi eski, ahşap, baskül köprüler. Bu baskül köprülerin düzenli olarak en çok fotoğraflananı Magere Brug, yani Mager Köprüsü.

Görülmeye değer yerlerin en bilinenleri Central Station’a (Merkez İstasyonu’na) yürüme mesafesinde. Ayrıca şehir merkezi küçük ve sokakları dar. Bu da yürüyerek gezmeyi harika bir seçenek yapar. Kitapçıların birçoğunda satılan şehir haritalarından almak çok faydalı olacak. Yaya olarak akan trafiğe dikkat etmeniz, özellikle bisiklet trafiğine özen göstermeniz çok önemli. Amsterdam’da kaldırımdan inip yollarda dikkatsizce dolaşarak arkadaş edinmeniz zor olabilir.

Amsterdam, ismini Amstel Nehri’nden alıyor. Ülkenin en kalabalık şehri. Yüzlerce su kanalının böldüğü adalar üzerinde, adeta bir açık hava müzesini andırıyor. Amsterdam’ın takdire şayan özgür bir duruşu var. Günümüzde dünyanın dört bir yanından farklı etnik köken ve inanca bağlı insanların yaşadığı şehirde, burayı her yıl ziyaret eden yaklaşık 3,5 milyon turist de dingin ve rahat bir ortama girmekte zorlanmıyor.

Amsterdam Gezilecek Yerler

1. Dam Meydanı

Amsterdam’ın ana meydanı olan Dam Meydanı tüm yolların buraya çıktığı ve önemli aktivitelerin düzenlendiği şehrin en bilinen yeri. Amsterdam’ın tarihi bölgesinin merkezindeki meydanın çevresi görkemli mimari eserlerle çevrili. Amsterdam Kraliyet Sarayı, Nieuwe Kerk (Yeni Kilise) ve Madame Tussaud’s Müzesi bunlardan bazıları. Karnaval, şehir etkinliği ve festivallerinin de merkezi olan Dam Meydanı’ndaki Ulusal Anıt, 1956’de II. Dünya Savaşında hayatını kaybedenler adına dikilmiş.

Koninklijk Sarayı, Ulusal Anıtın karşısında, Yeni Kilise’nin yanında yer alıyor ve dönemin işlek liman bölgesi olan Damrak’a bakıyor. Hollanda’nın 3 sarayından biri olan yapı 1655’te belediye binası olarak açılmış ve zamanında Avrupa’nın en büyük yönetici binasıymış. Daha sonra ise kraliyet sarayına dönüştürülerek kraliçe devlet ziyaretleri, yeni yıl resepsiyonları ve resmi etkinlikler için kullanılmaya başlanmış.

Mimarının Roma tarzı yönetici saraylarından esinlendiği yapı pek çok kez dünyanın 8. harikası olarak anılmış. Yeni Kilise (De Nieuwe Kerk), ülkeler, dini inançlar ve medeniyetlere ait kültürel hazinelerin bulunduğu sergileriyle ünlü bir yapı. Dam Meydanında Kraliyet Sarayının hemen yanında bulunan kilise 15. Yüzyılda gotik tarzda inşa edilmiş. Hollanda Monarşi devletinin göreve başlama ve taç giyme törenleri de burada yapılıyor.

2. Zaanse Schans

Amsterdam’a 30 dakika mesafedeki Zaan ırmağı kıyısında yer alan Zaanse Schans, 17. Yüzyılda buraya ilk yerleşenler tarafından kurulmuş. Buradaki tüccar ve balıkçılar Zaan Irmağı çevresindeki ilk yel değirmenlerini sel baskınlarını önlemek amacıyla inşa etmişler.

Daha sonraları ise bölgedeki yüzlerce yel değirmeninde tahıl, kâğıt, tahta, yağ, tütün ve kenevir işlenmeye başlanmış. Bir zamanlar yaklaşık 1000 değirmenin bulunduğu Zaanse Schans’de 1920’lere kadar yalnızca 20 tanesi dayanabilmiş. Şimdilerde ise Zaanse Schans, eski dükkânları ve yeşil ahşap evleriyle şipşirin bir köy.

3. Monnickendam, Marken, Volendam ve Edam Kasabaları

Amsterdam’ın kuzeyine doğru yol aldığınızda sırasıyla Monnickendam, Marken, Volendam ve Edam kasabalarından geçiyor, geleneksel Amsterdam yaşamını keşfediyorsunuz. Ahşap evlere sahip bir balıkçı kasabası olan Monnickendam; geleneksel kıyafetler içerisinde sımsıcak Kalvenci Hollandalılar’ın yaşadığı Marken; bol bol hediyelik eşya aldıktan sonra rıhtımdaki kafelerinde dinlenebileceğiniz Volendam; kafeleri, binaları ve birbirinden güzel meydanlarının yanı sıra peynir atölyelerini gezebileceğiniz Edam.

4. Rijksmuseum

Amsterdam’ın en popüler turistik yerlerinden biri olan, ülkenin engin ve ender sanat eserlerini ve antikalarını bünyesinde bulundurarak en önemli sanat deposu olan Rijksmuseum 1809’da açılmış. Müzenin etkileyici koleksiyonunda yaklaşık 7 milyon sanat eseri bulunuyor.

Bunların arasında 5 binden fazla önemli resim bu devasa binanın 250 odasına serpilmiş. Resimlerinin yanı sıra Rijksmuseum, 35 bin kitap ve el yazması içeren iyi donatılmış kütüphanesiyle oluğu kadar, Hollanda sanatı ile kültürünün gelişimini gösteren sayısız sergi eserleriyle de övünüyor.

Bunların dışında müzede geleneksel el işleri, orta çağ heykelleri ve modern sanat koleksiyonları bulunmaktadır. İngilizce rehberli turları da bulunan müzede özel bir deneyim için Rijksmuseum koleksiyonunda sergilenen eserlerdeki mekânları gezebileceğiniz eğlenceli sanat tarihi kanal gezisini deneyebilirsiniz.

5. Anne Frank Müzesi

Prinsengracht Üzerinde bulunan Anne Frank Müzesi dünyanın en ünlü Nazi soykırımı kurbanlarının fazla kısa sürmüş hayatlarına adandı. Frankfurt’tan göçmüş Yahudiler olarak Anne Frank’in ailesi İkinci Dünya Savaşı’nın büyük bir kısmında bu evde saklandı.

15 yaşındaki ölümünden sadece birkaç yıl sonrasında dünya çapında çok-satan bir kitaba dönüşen günlüğünü Anne Frank burada yazdı (Savaş bitmeden sadece 2 ay önce öldü). Evin büyük kısmı Anne’in yaşadığı dönemdeki gibi korundu ve ev, tarihin trajik bir dönemine ait dokunaklı bir anıt olarak hizmet veriyor.

6. Van Gogh Müzesi

19’uncu yüzyılın çok az sanatçısı Van Gogh’un yaratıcılığını yakalayabildi. İster trajik hayatından, isterse kayda değer yeteneğinden etkilenerek olsun, her yıl bir buçuk milyon civarında ziyaretçi muhteşem Van Gogh Müzesi’ne geliyor.

Genel olarak dünyanın en önemli sanat galerisi olarak görülen (Ayrıca da Hollanda’da en çok ziyaret edilen ikinci müze olan) ve büyük övgülerle 1973 yılında açılan müze, dünyanın en büyük Van Gogh resimleri koleksiyonuna sahip. Van Gogh’a ait 200’den fazla resim, 500 kadar çizim ve 700 mektup müzenin koleksiyonunda bulunmaktadır.

Bunların yanı sıra çağdaşlarına ait eserler ve materyaller de koleksiyonun diğer parçaları. (İngilizce sesli rehber ve telefon uygulamaları mevcuttur.)

7. Red Light District

Amsterdam gece hayatı denince akla gelen ilk yerlerden biri olan Red Light District, denetim altında tutulan vitrinli genelevlerin bulunduğu bir bölge. Çok sayıda seks shop, randevu evi, gay bar, sinema, tiyatro, çeşitli müzelerin bulunduğu, ancak eşinizle, dostunuzla gidebileceğiniz ilginç bir deneyim sunan bir bölge.

14. yüzyılda seks arayışı içerisinde şehre gelen denizcilerin talebiyle kurulan Red Light bölgesi, birbirini kesen dar sokaklarında gündüz kalabalık turist grupların bulunduğu, ilgi çekici birçok kafe, bar restoran ve güzel kanal evlerinin keşfedildiği, akşamları ise kırmızı neonlar altında eğlenmek isteyen misafirlerini ağırlıyor.

8. Batı Kilisesi (West Church / Westerkerk)

Eski Kraliçe Beatrix’in 1966’da evlendiği kilise olarak ün salmış Batı Kilisesi, şehrin en popüler kilisesi. İçerisinde ve dışındaki yapılarda Gotik özellikler taşıması nedeniyle sıra dışı olan bu Rönesans kilisesi 1630’da tamamlandı.

Popüler olarak Uzun John (Long John / Langer Jan) olarak bilinen 85 metrelik kulesi, şehrin en uzun yapısıdır ve tepesinde 1489 yılında hastalığından Amsterdam’da iyileştikten sonra şehri koruması altına alan ve şehre hanedanlık armasında tacını taşıma hakkını veren Avusturya imparatoru Maximilian’ın tacının büyükçe bir kopyası bulunuyor.

Kulenin içinde saatleri bildiren bir çan takımı var ve çanın çekicinin ağırlığı tam 200 kilogram, 48 adet çanın en büyüğü ise 3,25 tondur. Kilisenin öne çıkan diğer özellikleri arasında 1622’den beri çalışan kaliteli bir kilise orgu ve 1906’da Rembrandt anısına yerleştirilen ilginç bir mermer sütün bulunmaktadır. Bir zamanlar kilisenin dışında bulunan Rembrandt’ın mezarı daha sonra kilise içine taşındı.

9. Rembrandt Müze Evi

Rembrandt, eşi Saskia ile beraber hayatının en mutlu ve başarılı yıllarını, şu anda Rembrandt Müze Evi olan, Jodenbreestraat üzerindeki evde geçirdi. Burada, yani Yahudi Mahallesi’nde İncil temalı modellerini buldu ve kanallar arasında yaptığı gezintilerde gördüğü manzaraları resmetti. 17. Yüzyıl stili ile döşenmiş, sayısız gravür ve kişisel eşyalarının bulunduğu bu evde Rembrandt 20 yıl yaşadı. Müzede İngilizce rehber eşliğinde turlar mevcut.

Rembrandt Müze Evi’nden 2 dakikalık yürüyüş mesafesinde bulunan Güney Kilisesi’nde (Zuiderkerk / South Church) Rembrandt’ın üç çocuğu ve bir öğrencisinin mezarları bulunmakta. 1603 ve 1611 yılları arasında inşa edilen kilise, Amsterdam’da Reformasyon’dan sonra inşa edilen ilk Protestan kilisesidir. Kilise’nin tasarımcısı Mimar Hendrick de Keyser’in mezarı da burada bulunmaktadır.

Geniş çaplı restorasyondan sonra kilise günümüzde yerel kültürel aktiviteler ve etkinlikler için bir merkez haline geldi. Şehirde Rembrandt ile ilgili diğer gezilecek yerlerden birisi de sayısız kafe, restoran bulunmasının yanı sıra ünlü ressamın heykeli ile Rembrandt Meydanı.

10. Kraliyet Sarayı (The Royal Palace)

Eski Belediye Sarayı olan Kraliyet Sarayı, kralın şehre geldiğinde kullandığı rezidans olarak hizmet veriyor. 1648’de başlayan inşaatı, devasa yapının desteklenmesi için 13.659 sütunun batırılması işini de içeren muazzam bir görevdi. Antik Roma dönemi mimarisine dayanan dış yapısı tamamen klasikken, içerisi muhteşem döşenmiştir.

Bolca kabartmalar, süslemeler, mermer heykeller, frizler ve Rembrandt’ın öğrencileri olan Ferdinand Bol ile Govert Flinck tarafından yapılan tavan resimleri ile dekore edilmiştir. Saray’ın diğer ilgi çekici mekânlarından biri, dünyanın en iyi mobilya koleksiyonlarından birine sahip olan, mermer şöminesi ve Cornelius Holsteyn tarafından yapılan tavan resimleri ile Hazine Odası; bir diğeri ise yine Bol ve Flinck’in resimlerine sahip olan Alderman Salonu.

Saray’ın en büyük ve en önemli odası olan Konsey Odası şatafatlı dekorasyonuyla Avrupa’nın devlete ait salonlarından en güzeli. İngilizce rehber eşliğinde turlar mevcuttur.

11. Yahudi Tarihi Müzesi

Yahudi tarihi müzesi toplam 4 sinagogdan oluşuyor ve bunlardan bir tanesi 1670’de yapılan Grote Sinagogu. Gümüş Tevrat kılıfları, Tevrat örtüleri, işlemeli Tevrat başlıkları ve askılarının yanı sıra, özellikle ilgi çeken, beyaz mermerden, Kutsal Tapınak (Holy Shrine) gibi ayin kubbeleri ile geniş dini eserler koleksiyonu ön plana çıkıyor.

Müze ayrıca geniş bir kütüphaneye de sahip. Bunun yanında Üst Sinagog’ da (Upper Synagogue / Obbene Sjoel) bir Kosher restoranı bulunmakta. Müzenin dışında 1941’de Yahudi vatandaşlarının sürgününe karşı grev yapan işçilerin anısına dikilmiş Liman İşçisi Anıtı (Docker Monument) yer alıyor.

Ayrıca türünün en eski örneği olan Ets Heim Kütüphanesi’ne sahip, 17. yüzyıl geç dönemine ait olan Portekiz Sinagogu ilgi çekici diğer bir tapınak. Bu etkileyici tarihe daha derinden bakmak isterseniz, tarihi Yahudi Mahallesi’ni de içine alan, müzeye özel İngilizce tura da katılabilirsiniz.

12. Amsterdam Kent Müzesi

Stedelijk-Museum

1895’de kurulan Amsterdam Kent Müzesi (Stedelijk Museum), Avrupa’nın en etkileyici modern sanat koleksiyonunu oluşturuyor.

19. ve 20. yüzyıl, Felemenk ve Fransız resimlerine odaklanarak, Van Doesburg, Mondrian ve Rietveld’e ait örneklerle De Stijl akımını; Rosenquist ve Warhol’un çalışmalarıyla Pop Art gibi çeşitli meşhur sanat akımlarını ön plana çıkartan müze, Chagall, Dubuffet, De Kooning ve Matisse gibi büyük ressamlara da yer veriyor. Heykel bahçesi Rodin, Moore, Renoir ve Visser’e ait örneklerle sahiptir.

İngilizce rehber eşliğindeki turlar haricinde eğlenceli aile atölyeleri de bulunuyor.

13. Begijnhof

Begijnhof birçok turistin eğlenceden eğlenceye koşarken kolayca fark edemedikleri, şehir merkezinin nadir huzurlu mekânlarından biri. Yazık ki Amsterdam’ın bu eski ve çarpıcı köşesi gezilmek için pek tercih edilmiyor. Eski evlerin birçoğu kullanılıyor olsa da onları sarmalayan küçük ara sokaklar ve yollar halka açık. Bu yüzden keşfetmekten çekinmeyin.

Spui Meydanı’na yakın alan, Singel kanalının iç taraflarında iki gizli girişi bulunan Begijnhof, Amsterdam gezisinde yer alması gereken önemli bir avlu. 1346’da rahibe olarak yaşayan Katolik kardeşler birliği Begijnen için ibadethane olarak kullanılıyormuş.

Zamanla etrafına yapılan 47 köy evlerinde birçok rahibe toplu ayinlere katılıp dua ediyor; burada bir oda sahibi olma karşılığında ise yoksulların eğitimi ve hastalara bakımıyla ilgileniyorlarmış. 1971’de son Begijnhof tarikat üyesinin ölümüyle buradaki evler kadınlara kiralanmaya başlanmış.

Şu anda bekâr kadınların yaşadığı bu avluda Amsterdam’daki en eski ev olan Het Houten Huis ve Katoliklerin gizlice ibadet ettikleri, iyi korunmuş bir yer altı kilisesi olan Begijnhof Şapeli de bulunuyor.

Amsterdam’ın 14. yüzyıldan bu yana ayakta kalan son kalan ahşap evi ve şehrin en eski evlerinin son derece bakımlı yeşil bahçeleri kesinlikle görmeye değer. Halen hizmet vermekte olan küçük şapelinde bölgenin eski sakinleri olan ve komün bir hayat yaşamış olan koyu Katolik kadınların mezarları görülebilir.

14. Eski Kilise (Old Church / Oude Kerk)

1306’da inşa edilen Eski Kilise kuzey Hollanda’nın ilk salon kilisesiydi ve bölgedeki diğer birçok kiliseye örnek oldu. 1500’lerin başlarında yanlarına eklenen şapeller gibi yüzyıllar boyunca sayısız ekler inşa edildi.

Yine 1500’lerden kalan bir kapı, belgelerin gösterdiğine göre 1275’de toplanan özgürlük bedelleri dâhil olmak üzere şehrin birçok imtiyazlarının kilitli tutulduğu Demir Şapele açılıyor.

16. yüzyılda eklenen ve harika bir şehir manzarası sunan kulede, 1658’de yapılan ve ülkedeki en iyi örneklerinden biri olarak değerlendirilen bir çan seti bulunuyor. 1555’den, yani Fleming Yüksek Rönesans’ı döneminden kalan 3 muhteşem penceresi ince detaylarla oyulmuş ahşap kuru sıraları dâhil olmak üzere kilisenin iç tasarımı Reformasyon öncesi özellikler taşıyor.

Bu tarihi binayı keşfettikten sonra köprünün karşısına, Amsterdam’ın en eski sokaklarından biri olan Zeedijk’e doğru 2 dakikalık bir geziye çıkın. Yol boyundaki birçok bina, 15. yüzyıldan kaldığı ve şehrin ayakta kalmış en eski binası olarak düşünülen 1 No’lu dikey binaya yaslanarak duruyor.

15. Amsterdam Limanı

Amsterdam Limanı, açık denizden yaklaşık 19 kilometre içerde bulunan ve eski adıyla Ij olarak bilinen koy gelgitlerden etkilenmeyen kalabalık bir liman. Buradan yolcu ve nakliye seferleri Düsseldorf, Koblenz ve Basel gibi şehirlere Rhine Nehri üzerinden yola çıkıyor.

Liman tertibatı 1872’de Kuzey Denizi Kanalı inşaatı ile beraber yapıldı. Amaç Rotterdam şehri tarafından ele geçirilen başkentin önemini geri getirmekti. Özellikle evlerin ve köprülerin aydınlatıldığı akşam saatlerinde, liman ve kanallarda bir tekne turuna katılmak bir iki saatinizi keyifli geçirmenizi sağlayacak.

Oosterdok üzerindeki eski bir gemi antreposunda bulunan model gemiler, yer küreler, navigasyon enstrümanları ve resimlerden oluşan etkileyici bir koleksiyona sahip olan Ulusal Denizcilik Müzesi’ni gezinize eklemeyi unutmayın.

Diğer bir ilgi çekici gezilecek yer ise, liman bölgesinin hemen üstünde bulunan ve büyük bir geminin gövdesini andıran etkileyici bir mimariye sahip, birinci sınıf bir bilim müzesi olan Nemo Bilim Merkezidir. Amsterdam’ın kuzey kısmına yani Ij’in öbür yakasına arabayla geçmek isterseniz, şehir merkezinden Ij Tüneli’ni kullanabilirsiniz.

16. Yeni Kilise ve Ulusal Anıt

Yeni Kilise 1814’ten beri Hollanda monarşisinin resmi taç giyme kilisesi ve Amsterdam’ın kalbindeki Dam Meydanı’ndaki Kraliyet Sarayı’nın yanında bulunuyor. Bu tarihi Meydan 1270’li yıllarda Amstel’i Ij’den ayırmak için inşa edildi ve şehre ismini verdi.

Meydan ve kilise günümüzde antik fuarlar ve sanat gösterileri gibi kamusal işlevlerde kullanılıyor. Ayrıca bu 15. yüzyıl kilisesinde düzenli org konserleri de veriliyor. En göze çarpan özelliği, 1649 da yapılan vaiz kürsüsü. Dört İncil yazarını, inanç, umut, hayırseverlik, adalet ve sağduyuyu sembolize eden figürleri, muhteşem Barok ahşap oymacılığı ile yapılmış.

Kilisede ayrıca 1670’den kalma bir org, bronzdan yapılmış eşsiz güzellikte bir koro sahnesi ve zarif koro tabureleri bulunuyor. Kilisenin bir başka ilginç tarafı ise PC Hooft ve Nicolaes Tulp gibi meşhur Flemenkler’in mezarlarına ve 1679 yılında ölen Amiral Michiel de Ruyter’in Barok tabutuna ev sahipliği yapması. Kilisenin vitrayları ise olağanüstü güzel.

1650’de yapılanlardan bir tanesi IV. William’ın şehrin armasını almasını tasvir etmekte, Kraliçe Penceresi ise 1898’de Kraliçe Wilhelmina’nın taç giyme törenini sembolize ediyor.

Meydanın öbür tarafında ise 22 metre yüksekliğinde bir obelisk ile Ulusal Anıt yükseliyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra savaş kurbanlarını anmak için ve özgürlüğün sembolü olarak dikilmiş. JJP Oud tarafından dizayn edilen anıt, JW Rädeler tarafından savaşı temsil eden 4 erkek figür, barışı temsil eden kadın ve çocuk, direnişi temsil eden iki adam ve uluyan köpekler diğer sembollerin yanında tasvir ediliyor.

Obeliske gömülmüş 11 vazonun içinde vilayetlere ait topraklar 12’nci vazoda ise Endonezya’daki Onur mezarlığından gelen Toprak bulunuyor. Anıt 4 Mayıs 1956’da Kraliçe Juliana tarafından Ulusal Hatırlama Günü’ne adanmıştır. Her yıl bu tarihte çelenkler dizilir ve Hollanda’nın tamamında 2 dakikalık sessiz saygı duruşunda bulunulur. Diğer zamanlarda ise bu anıt dünyanın her tarafından insanların buluşma noktası olarak kullanılıyor.

17. Vondelpark

İsmini, ünlü şair Joost van der Vondel’den alan Vondelpark muhteşem doğası büyüleyici güzelliğiyle aynı zamanda Amsterdam’ın en büyük, Avrupa’nın da en ünlü parkı. Vondelpark‘ta 100 tür ağaç, geniş bir yerel ve ithal bitki türü ve orkestra sahnesi, gül bahçesi, kuğu ve ördeklerin gezindiği göller ve küçük akarsular bulunuyor.

Marken ve Monnickendam’ın kuzeyinde yer alan parkta hediyelik dükkânlar, rıhtımında kafeler ve restoranlar bulunmakla birlikte tiyatrolara, gösterilere, bir film müzesine, yürüyüş yolları ve bisiklet parkurlarına ev sahipliği yapıyor.

1864’te bir grup hayırsever tarafından kurulan bu şirin park her yıl yaklaşık 10 milyon ziyaretçiyi ağırlıyor. 46 hektarlık bir alan üzerine kurulu olan Vondelpark‘ta inek, koyun, sincap ve geniş bir parlak yeşil papağan kolonisi de yaşıyor.

18. Keukenhof Parkı

Avrupa’nın en büyük çiçek bahçesi olan Keukenhof Parkı, her yıl mart sonundan mayıs ortasına kadar açan laleleriyle adeta bir yeryüzü cenneti… Bu dönemde turist sayısı neredeyse üçe katlanıyor.

Yalnızca lalenin değil envaiçeşit çiçeğin de bulunduğu rengârenk parkta, her bahar 7 milyondan fazla lale, nergis, sümbül ve orkide açıyor. Her yıl yaklaşık 1.000.000 ziyaretçi alan, 32 hektarlık alana kurulmuş olan devasa park, adeta masal etkisi yaratan düş bahçesine dönüşüyor.

Parkta aşçılık, aşk, arı, aile, sağlık, Hollanda ineği, geri dönüşüm bahçeleri ile Rob’un aile bahçesi olmak üzere farklı ilham bahçeleri bulunuyor.

19. Amsterdam Müzesi

Eski bir kent yetimhanesinde kurulan ve 1414’te inşa edilen Amsterdam Müzesi’nde, ziyaretçilerin sürekli değişen Amsterdam’ın ülke ve dünyadaki rolünü öğrenebilecekleri birkaç geniş sergisi bulunuyor.

Müzede tarih öncesi dönemlerden kalma bulgulardan şehrin orijinal fermanına, günümüze ait parçalardan, denizden nasıl toprak alındığına kadar değişiklik gösteren ilgi çekici birçok tanıtım sergileri yer alıyor. İçteki avlularda eski atış poligonu gibi keşfetmesi eğlenceli yerler de var. Kütüphanesi ise şehrin tarihine ait çok zengin bir edebiyat koleksiyonuna sahip.

20. Yüzen Çiçek Pazarı

MFÖ’nün “Sana sarı laleler aldım çiçek pazarından” mısrasıyla bestelediği şarkısında geçtiği rivayet edilen meşhur Bloemenmarkt, Amsterdam’ın en eski kanalı olan Singel’de, Munttoren’in yanında, dünyanın yüzen tek pazarı olma özelliğiyle Amsterdam’ın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri.

Pazardaki tezgâhlar her gün 09.00 ile 17.00 saatleri arasında kuruluyor ve pazar günleri kapalı. Amsterdamlıların lale soğanının Osmanlı’dan geldiğini inkâr etmedikleri pazarın en meşhur çiçeği ise flemenk laleleri.

Lalenin dışında yüzlerce çeşit çiçek, çiçek soğanı, kaktüs ve fidenin bulunduğu pazarın mis kokuları, rengârenk tezgâhları görülmeyi hak ediyor. Pazarın bir diğer özelliği de çiçeklerin dışında burada birbirinden güzel ve uygun fiyatlı hediyelik eşya dükkânlarının da yer alıyor oluşu.

Yanınızda götürmeniz için hazır paketlenmiş tohum ve soğanları alırken dikkat etmeniz gereken tek nokta ise Türkiye ve diğer pek çok ülkede yasak olan bazı bitkilerin de burada satılıyor oluşu.

21. Stedelijk Müzesi

Özellikle modern sanat tutkunlarına hitap eden Stedelijk Müzesi’nde Picasso, Monet, Cezanne ve Mondriaan gibi sanatçıların eserleri sergileniyor. Sergilenen kavramların zaman zaman değiştiği müzede tablo ve heykelle birlikte, çizim, baskı ve fotoğraf sergileri de bulunuyor.

Heykel bahçesine tepeden bakan Teras Restoranda kentin en iyi manzarası eşliğinde yemek yemeyi unutmayın. Amsterdam’ın en büyük modern sanat galerisi her gün 10:00 ile 18:00 saatleri arasında; perşembe ünleri ise 10:00 ile 19:00 saatleri arasında açık olup giriş ücreti yaklaşık 8 Avro ve 0-7 yaş çocuklara ücretsiz.

22. Amsterdam Madame Tussauds Müzesi

En ünlüsü Londra’da bulunan bal mumu müze zinciri olan Madame Tussauds Müzesi Dam Meydanı’nın hemen yanındaki Peek & Cloppenburg Binası’nda yer alıyor. Tüm Madame Tussauds müzeleri gibi dünyaca ünlü isimlerin birebir boyutlardaki balmumu heykelleri sergileniyor. Aynı zamanda müze girişinde Hollanda tarihi hakkında bilgi alabiliyor, müzeyi gezerken interaktif oyunlara da katılabiliyorsunuz.

Madame Tussauds Müzesi, Fransa doğumlu olan Marie Tussaud’un yaşadığı 1761 ile 1850 yılları arasında yaptığı çalışmalardan yola çıkılarak Londra’da kurulmuş ve sonrasında buradan tüm dünyaya yayılmış. Marie Tussaud hayatını kaybettiğinde, ünlü kişilerin gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak için yaptığı 400 kadar mum mask bırakmış.

Amsterdam, Hong Kong, New York City, Los Angeles, Hollywood, Berlin ve Şangay’da şubeleri bulunan müze Amsterdam gezisine dâhil edilebilir.

Düşüncelerinizi Yorum Olarak Yazabilirsiniz 💬

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz