Divriği, Sivas’ın güneydoğusunda, Fırat Nehri’nin kollarından biri olan Çaltı Çayı Vadisi’nin kıyısında kurulmuş eski bir Anadolu yerleşimi. İlk bakışta küçük ve sakin bir ilçe gibi görünse de, tarih ve kültür açısından oldukça zengin bir geçmişe sahip. Özellikle UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, bu küçük ilçeyi Anadolu’nun en önemli kültür duraklarından biri haline getiriyor. Buna rağmen Divriği, tüm bu tarihsel değerine rağmen gösterişten uzak, mütevazı bir Anadolu kasabası olarak varlığını sürdürüyor.
Her ne kadar idari olarak Sivas’a bağlı olsa da Divriği’nin coğrafi konumu Doğu Anadolu’ya oldukça yakın. Bu durum ilçenin kültürel yapısına da yansımış. Tarih boyunca farklı toplulukların yaşadığı bu topraklarda çeşitli kültürlerin izleri yan yana görülebiliyor. Bugün Divriği sokaklarında dolaşırken eski taş konakların arasından geçiyor, Çaltı Çayı’nın oluşturduğu vadinin manzarasına bakıyor ve Anadolu’nun sakin ama güçlü karakterini hissediyorsunuz. Kasabanın doğal çevresi, tarihi yapıları ve sıcak insanları Divriği’yi ziyaret edenlerin kendini yabancı hissetmediği nadir yerlerden biri yapıyor.

Divriği Gezi Rehberi: Geçmişten Bugüne Gelen Bir Anadolu Mucizesi: Divriği
Divriği, Yukarı Fırat havzasının İç Anadolu’ya yakın kesiminde, Sivas, Erzincan ve Malatya üçgeninde yer alan eski bir Anadolu yerleşimi. Coğrafi olarak Sivas’a bağlı olsa da çevresindeki yerleşimlerle kurduğu bağ nedeniyle biraz Malatyalı, biraz Erzincanlı sayılıyor. Doğusunda Kemaliye ve İliç, güneyinde Arapgir, Arguvan ve Hekimhan ile çevrili bu ilçe, Anadolu’nun farklı kültürlerinin kesiştiği bir noktada bulunuyor.
Divriği’nin coğrafyası oldukça dağlık ve sert. Dik yamaçların, Fırat’a karışan çayların oluşturduğu derin vadilerin arasında yer alan bu topraklar yemyeşil bir doğaya sahip olmasa da kendine özgü bir güzellik taşıyor. Kışın karla kaplanan yüksek zirveler, vadilerin içinden ilerleyen dar yollar ve bahar geldiğinde çiçeklerle kaplanan yaylalar bölgenin doğal karakterini oluşturuyor. Biraz bakir, biraz zorlu ama bir o kadar da etkileyici bir doğası var.
Divriği’nin tarihi ise Anadolu’nun çok katmanlı geçmişinin küçük bir özeti gibi. Bilinen geçmişi Hititlere kadar uzanıyor. Eski Yunan kaynaklarında Apblike, Bizans kaynaklarında Tephrice (Tefrike) olarak geçen yerleşim Arap kaynaklarında Abrik ya da Ebrik adıyla anılmış. Osmanlı döneminde ise Divrik olarak kayıtlara geçmiş. Bugün bile birçok Divriğili kendisini hâlâ “Divrikliyiz” diye tanımlar.
Hititlerden sonra bölge Persler, Makedonlar, Kapadokya Krallığı, Doğu Roma ve Sasaniler gibi farklı güçlerin egemenliği altına girmiş. Belgelerle takip edilebilen tarihi ise özellikle 9. yüzyılda Pavlikianlar ile başlıyor. Hristiyanlığın muhalif bir tarikatı olarak bilinen Pavlikianlar döneminde Divriği, Bizans ile Müslüman Araplar arasında adeta bir tampon bölge gibi işlev görmüş. Bugün Divriği merkezinde Pavlikianlara dair bir anıt da bulunuyor.
Malazgirt Savaşı’nın ardından Divriği Mengücek Beyliği’nin hakimiyetine girmiş. Bu dönem ilçenin tarihindeki en önemli kırılmalardan biri. Daha sonra Memlükler, Yıldırım Bayezid dönemi ve Timur tehdidi sonrası yeniden Memlük yönetimi derken Divriği uzun süre farklı güçlerin elinde kalmış. Son olarak 1516’daki Mercidabık Zaferi ile kesin olarak Osmanlı idaresine katılmış.
Bugünkü Divriği yerleşimi Igımbat Dağı’nın eteklerinde, Çaltı Çayı’nın oluşturduğu geniş vadinin içine yayılmış durumda. Tarihteki ilk yerleşim ise Igımbat’ın tepesindeki kale çevresinde ve kalenin hemen yakınındaki yamaçlarda kurulmuş. Aynı yamaçta bugün Divriği’nin en önemli eseri olan Ulu Cami yer alıyor.
Kasabanın çarşısı ise oldukça küçük ve sakin. Ulu Cami’nin hemen solundan aşağı doğru inen arnavut kaldırımlı birkaç sokak Divriği çarşısını oluşturuyor. En fazla iki üç katlı evlerin bulunduğu bu sokaklarda küçük dükkânlar, meşhur Divriği döneri yapan birkaç lokanta ve restore edilen Hüma Hatun Sokağı bulunuyor. Yaz ayları dışında çarşı oldukça sakin; tipik bir Anadolu kasabasının dingin atmosferini taşıyor.
Divriği’yi asıl özel yapan ise hiç şüphesiz Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası. Taş işçiliğinin dünyadaki en etkileyici örneklerinden biri kabul edilen bu yapı UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Her bir kapısı, sütunu ve taş kabartması farklı motiflerle işlenmiş olan bu eser gerçekten benzersiz. Buna rağmen Türkiye’de yeterince tanınmadığını düşünmemek zor.
Divriğili biri olarak şunu söyleyebilirim: çevremde Divriğili olup Ulu Cami’yi hiç görmemiş çok insan var. Buna karşılık Divriği’ye gittiğimde karşılaştığım Japon ve Çinli turistleri görmek beni hep sevindiriyor. Binlerce kilometre öteden gelen insanlar bu eserin değerini bizden önce fark etmiş gibi görünüyor. Oysa Anadolu’nun ortasında duran bu yapı gerçekten bir mucize.
Son yıllarda Divriği’ye gelenlerin sayısı da artmaya başladı. Artık sadece Ulu Cami için değil, restore edilerek müzeye dönüştürülen tarihi konaklar, el değmemiş doğal alanlar ve tren hattının geçtiği etkileyici manzaralar için de gelen ziyaretçiler var. Eskiden oldukça sakin olan kasabanın sokakları bugün kış aylarında bile hareketlenmeye başlamış durumda.
Özellikle Turistik Doğu Ekspresi seferleri Divriği’ye olan ilgiyi artırdı. Tren yolculuğu sırasında Divriği’de yaklaşık 2,5 saatlik bir mola veriliyor. Bu kısa süre bile Ulu Cami’yi, kaleyi ve Hüma Hatun Sokağı’nı hızlıca gezmek için yeterli. Üstelik bu üç nokta birbirine oldukça yakın; çoğu yere yürüyerek ulaşmak mümkün.
Divriği Gezilecek Yerler
Divriği küçük bir ilçe olmasına rağmen tarihi ve kültürel açıdan oldukça zengin. İlçeyi gezerken yalnızca Ulu Cami’yi görmekle yetinmemek gerekiyor. Divriği’de yüzün üzerinde tescilli tarihi konak bulunuyor ve bunların önemli bir bölümü restore edilerek yeniden kullanıma açılmış durumda.
Konakların büyük bölümü Hacı Osman Mescidi Mahallesi çevresinde yer alıyor. Sivas yönüne giden ana yolun bir tarafında çarşı, diğer tarafında ise konakların bulunduğu mahalle bulunuyor. Çarşıdan bu bölgeye yürüyerek kolayca ulaşmak mümkün. Taş duvarlı konaklar, ahşap cumbalı evler ve dar sokaklar Divriği’nin geçmişine dair güçlü bir atmosfer oluşturuyor.
Dikkatli bakarsanız kaleden ya da Ulu Cami’nin bulunduğu yamaçtan Divriği çarşısının tam karşısındaki konakları da görebilirsiniz. İlçede yüzün üzerinde tescilli konak olduğu biliniyor ve bunların bir kısmı bugün müze, kültür evi ya da turistik ziyaret noktası olarak kullanılıyor.
Divriği’de gezilecek yerler arasında başta Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, Divriği Kalesi, Hüma Hatun Sokağı ve restore edilmiş tarihi konaklar geliyor. Küçük bir Anadolu kasabası olmasına rağmen Divriği, özellikle tarih ve mimari meraklıları için beklenenden çok daha zengin bir keşif rotası sunuyor.
Divriği merkezini gezmek için bir tam gün genellikle yeterli. Ancak çevreyi de görmek isterseniz bir gece konaklamak iyi bir fikir olabilir. Divriği, Kemaliye’ye yaklaşık 70 km, Arapgir’e ise yaklaşık 80 km uzaklıkta. Bu iki güzel ilçeyi de rotanıza eklemek geziyi daha da zenginleştiriyor.
Divriği Ulu Cami’yi ve konaklarını Divriğili rehber Mustafa Yıldırım ile gezme fırsatım oldu. İşini gerçekten hakkıyla yapan bir rehber. Divriği çarşısında Ulu Camii Hediyelik Eşya adında küçük bir dükkânı da var. Özellikle Ulu Cami’nin detaylarını ve taş işçiliğini anlamak için rehber eşliğinde gezmek gerçekten çok faydalı.
Bu gezi, Fırat turu rotamın bir parçasıydı. Elazığ, Tunceli, Bingöl ve Malatya’dan sonra rotayı Sivas ve Erzincan ile genişletmek için araç desteği sunan otorento.com.tr araç kiralama şirketine de teşekkür ederim.
Divriği’de konaklama için Salavattepe’deki Divriği Otel’de kaldım. Otelin özellikle teras kat manzarası oldukça etkileyici; neredeyse tüm şehri yukarıdan görebiliyorsunuz. Odalar, yemekler ve internet hızı da oldukça iyiydi. Divriği standartlarına göre beklediğimden daha iyi bir konaklama deneyimi sunduğunu söyleyebilirim.
Divriği’den sonra rotayı Sivas şehir merkezine çevirdim. Medreseler, camiler ve hanlarla dolu şehir gerçekten etkileyici. O kadar çok tarihi yapı var ki hızlı bir gezi yerine yavaş yavaş gezmek daha keyifli oluyor. Sivas merkez için en az bir gün ayırmak iyi bir fikir.
Sivas’ta konaklama için Keykavus Otel’i tercih ettim. TripAdvisor ve Booking yorumları oldukça iyiydi ve gerçekten beklentimi karşıladı. Şık ve özenli bir otel. Saunası, Bali tarzı masaj salonu ve teras kahvaltısı oldukça keyifli. Sivas’ta konaklamak için iyi seçeneklerden biri.
📌 Pınar’ın Notu: Divriği’nin tarihi dokusunu keşfederken konaklama tercihini daha fazla seçenek sunan şehir merkezinden yana kullanmak istersen, bütçene ve beklentine uygun konaklama alternatiflerini görmek için Sivas otelleri listesini inceleyebilirsin. Seyahatlerimde konaklama seçeneklerini araştırırken genellikle Enuygun.com’u kullanıyorum.
1. Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası


Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, gerçek bir şaheser. Hani bazı yerler için kelimeler yetersiz kalır ya Ulu Cami de kelimelerin onu tarif etmekte eksik kaldığı büyülü bir hazine. Evliya Çelebi’de notlarında bu şaheser için ”Methine diller kısır, kalem kırıktır” demiş.
Divriği Ulu Cami ve Darüşiffası, göz kamaştıran mimarisi, büyük bir ustalığın örneği olan taş işçiliği ile Türkiye’den UNESCO Dünya Mirası Listesine girmeyi başarmış ilk eser. Divriği’nin Mengücekoğulları’nın idaresinde olduğu dönemde 1228-1229 yılları arasında Ahmet Şah ve eşi Turan Melek tarafından yaptırılmış.
Caminin mimarı Mimarı Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah. Çoğu zaman kısa adıyla Ulu Cami olarak anılsa da yapı cami, hastane (darüşiffa) ve türbe olmak üzere üç bölümden oluşuyor.
Camiye bitişik olan hastane bölümünde yer alan havuz ve kanalın oluşturduğu su sesi ve duvarların muhteşem akustiği ile çalınan neyin sesi akıl hastalarının tedavisinde kullanılmış. Caminin yapımı yıllar süren tahta çivi kullanılarak abanoz ağacından yapılmış minberi, duvardaki taş işlemeciliği ise göz kamaştırıcı.
Cenneti tasvir eden Cennet kapısı, mayıs ve eylül aylarında namaz kılan kadın ve erkek figürlerinin oluştuğu batı kapısı, Selçukluyu simgeleyen beşgen ve sekizgen yıldızların motiflerin süslediği Darüşiffa kapısı, Ulu Cami için yapılan “Divriği mücizesi” yakıştırmasını haklı çıkarıyor.
Ulu Cami şimdilerde restore ediliyor. İçine girmek yasak, sadece dışarıdan kapılarını görebiliyorsunuz.
2. Divriği Kalesi


Divriği Kalesi, Divriği’yi yukarıdan görebileceğiniz ilçenin en yüksek noktalarından birine kurulmuş. Sarp ve kayalık bir alana inşa edilmiş, Kesdoğan Kalesi ile karşılıklı duran şehre hakim noktadaki kalenin güney tarafı Çaltı Çayının oluşturduğu yüksek uçurumlarla çevrilmiş.
Kale Mengücekoğulları döneminde 1230 yılında Ahmet Şah tarafından yapılmaya başlanmış. Kalenin en özgün kısmı üstünde Aslan heykeli olan Aslanlı burç ve kalenin içine girmenizi sağlayan mağara.
Aslan heykelin olduğu burçtan şahın Divriği’yi seyrettiği söyleniyor. Gerçekten de güzel bir manzarası var. Çaltı Çayına bakan dar bir girişi olan mağara ise göğe yükselen akasya ağacının olduğu yerden kalenin içine açılıyor. Ağacın yarısı mağaranın içinde diğer yarısı kalenin içinde, kaleye giderseniz mutlaka mağaranın içinde bu güzel akasya ağacını görün.
3. Kesdoğan Kalesi
Kesdoğan Kalesi, Divriği Kalesinin kalesinin karşısında kayalıkların üstüne, kurulmuş etrafı uçurumlarla çevrili bir kale. Tıpkı bir kartal yuvası gibi. Çaltı Çayının solunda yer alan kale daha çok kule görünümünde, Divriği Kalesine nazaran daha dar bir alana yerleşmiş. Duvarlarının çoğu yıkılmış.
Kesdoğan Kalesinin kim tarafından yapıldığı bilinmiyor. Üzerinde tarih isim yazılı herhangi bir kitabe bulunmamış şimdiye kadar. Ama halk arasında Ermenilerden kaldığı söyleniyor. Mengücekoğullarından Şah’ı Şahin Şah’ın Ertuğrul isimli oğlu ile Ermeni kralının kızı arasında geçen aşkı anlatan bir efsanesi bile var.
Kesdoğan Kalesine çıkmak için Çaltı Çayını geçip epey bir tırmanmanız gerekiyor. Mutlaka ayağınızda rahat bir ayakkabı olmalı. Kaleye çıkmayı düşünüyorsanız yaz ayların da öğlen sıcağına kalmayın, Divriği’nin kuru sıcağı sizi yokuş çıkarken zorlayabilir.
4. Hüma Hatun Sokak


Hüma Hatun Sokak, Divriği’nin en güzel ve en otantik sokağı. Tarihi arasta içinde bulunan sokak restore edildikten sonra Mengücek Vakfı tarafından kiralanıp işletmeleri kadınlara verilmiş.
Sokak karşılıklı sıralanmış küçük dükkanlardan oluşuyor. Sokağın dekorasyonunda çoğunlukla ahşap kullanılmış, arnavut kaldırımların döşendiği zemini, renkli çiçeklerin süslediği saksıları ile çok hoş. Çarşının en keyifli yeri.
Divriği’nin tarihi ve kültürel dokusuna uygun bu küçük dükkanlarda yöresel ürünler, Divriği’de yetiştiren çeşitli kurutulmuş meyveler, ele emeği ürünler satılıyor. Alışveriş yapmak, oturup bir şeyler içmek için Hüma Hatun’a mutlaka uğrayın.
5. Ayanağa Konağı

Ayanağa Konağı, Divriği’nin en görkemli en eski konaklarından. Konağı Karamahmud oğlu Mehmet Ağa yatırmış. Yapılış tarihi 1838 deniliyor ama net bir bilgi yok. Neredeyse 200 yıla yakın koca bir tarih.
Konağın orijinal planın da üç ana bölüm var: harem, selam ve arka avluya bakan mabeyn. Zaman içinde konak tahrip olmuş ve şimdilerde sadece selamlık bölümü restorasyon sonrası ayakta kalabilmiş.
İki katlı konakta odaların ahşap işlemeli tavan süslemelerinin her biri sanat eseri adeta. Alt kattaki kış odası olarak kullanılan toyhane ise konağın en iyi korunmuş bölümü. Üst kata çıkan ‘ayakçak’ adı verilen ahşap merdivenler, pencere ve dolap süslemeleri gibi pek çok güzel detaya sahip konak görülmeye değer.
6. Mühürzade Konağı, Nuri Demirağ Kültür ve Sanat Evi

Mühürzade Konağı, Divriğili iş insanlarından Nuri Demirağ’ın yaşadığı ev. Demirağ yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nde “Türk Zaferi” adını verdiği ilk sigara kağıdını üreten, ilk uçak fabrikasını açan, ilk yerli paraşüt üretimini yapan idealist ve vatansever bir isim.
Devleti ve halkı için yaptığı fedakarlıklarının yaşadığı dönemde pek kıymeti bilinmese de Divriği’deki evi onun düşüncelerini, hayatını ve girişimciliğini anlatmak ve yaşatmak açısından çok kıymetli.
Konak müze olarak kullanılan iki katlı bir Divriği evi. Odaları, tavanları, merdivenleri, pencereleri çok iyi korunmuş. Nuri Demirağ’ın yaşamıyla ilgi bilgi veren, gazete küpürleri ve fotoğraflarla duvarlar süslenmiş. Üst kattaki büyük oda da Demirağ’ın çalışma masasında oturmuş bir canlandırması da var.
7. Sancaktar Konağı, Ozanlar Evi

Sancaktar Konağı, Divriği’de restore edilerek turizme kazandırılmış konaklardan biri. Konak Cumhuriyet’in ilk yıllarında inşa edilmiş ama tamamlanmamış. Geleneksel Divriği evlerinden biraz daha farklılaşmış, en üst katındaki yıldız köşkünün kuzey cephesine ilçedeki ilk balkon yapılmış.
Sabancı Olgunlaşma Enstitüsü’nün desteğiyle konak tarih ve şehir müzesi olarak hazırlanmış. Aynı zamanda Divriğili halk ozanlarının da isimlerini yaşatmaya çalışan Ozanlar Evi mimarisi, Selçuklu ve Divriği Darüşiffası’nın motiflerini taşıyan kıyafetlerin sergilendiği odaları, küçük ve hoş bahçesiyle Divriği kültürünü yaşatan nadide konaklardan.
8. Şeyhoğlu Konağı, Mengücekli Kültür ve Sanat Evi

Şeyhoğlu Konağı, Divriği tarihinde önemli bir yere sahip olan Mengücekliler’in kültürünü yaşatmak için Mengücekli Kültür ve Sanat Evi olarak ziyaretçilerini ağırlıyor.
Mengücekli Kültür ve Sanat Evi etnografya müzesi tadında. Yemyeşil ağaçların olduğu bahçesinden konağın içine girdiğinizde konağın hoş mimarisi, evin kendine has kerpiç kokusu yıllar öncesine götürüyor. Konaktaki yaşanmışlık her yere sinmiş gibi.
Merdivenle çıkılan üst kat odalar özenle döşenmiş. Dekorasyonda eşyalarda çoğunlukla ağaç kullanılmış. Eski radyolar, bir köşede duran gramafon, Divriği kültürünü yaşatan objeler, köylü kadını ve çocuğunun canlandırması, atmosferini tamamlamış.
Benim en sevdiğim konaklardan biri oldu Şeyhoğlu, içinde birkaç saat geçirsem sıkılmam. Divriği’ye giderseniz bu konağa mutlaka vakit ayırın.
9. Hüseyin Gazi Türbesi
Hüseyin Gazi Türbesi, Igımbat dağının tepesinde yer alıyor. Hüseyin Gazi Battal Gazi’nin babası, bu türbede mezarı burada olduğu düşünülen Hüseyin Gazi adına yapılmış. Aslında Battal Gazi ve Hüseyin Gazi ile ilgili çok sağlam kaynaklar yok.
Ankara ve Çorum’da da Hüseyin Gazi’ye ait olduğu düşünülen türbeler var. Divriği’deki inanışa göre Hüseyin Gazi Divriği’de Bizanslılarla savaşıyor ve burada şehit düşüyor.
Halk eskiden buraya yaya olarak çıkardı ama şimdi güzel bir yol yapılmış arabayla yakınına kadar gidiliyor. Özel günlerde Divriği halkı türbeye gelip kurban kesip dua ediyor.

Divriği’de Ne Yenir?
Divriği yalnızca tarihi yapıları ve doğal güzellikleriyle değil, geleneksel Anadolu mutfağının güçlü lezzetleriyle de dikkat çekiyor. İlçede yemek kültürü oldukça sade ama bir o kadar da karakterli. Yerel mutfağın temelini et yemekleri, pilav çeşitleri ve doğal ürünler oluşturuyor. Doğal meralarda yetişen hayvanların eti ve köylerden gelen ürünler sayesinde yemeklerin lezzeti oldukça belirgin.
Divriği Pilavı
Divriği mutfağının en bilinen yemeklerinden biri Divriği pilavı. Pirinç, nohut ve kuzu etiyle hazırlanan bu pilav, bol tereyağı ile servis ediliyor. Yanında genellikle yayık ayranı ikram ediliyor ve bu ikili Divriği sofralarının klasik eşleşmelerinden biri. İlçede dolaşırken bu pilavı özellikle Hüma Hatun Sokak çevresindeki küçük lokantalarda bulmak mümkün.
Divriği Köftesi
Divriği’de et yemekleri oldukça öne çıkıyor ve bunların başında Divriği köftesi geliyor. Köftenin en dikkat çekici tarafı ise sadeliği. Genellikle kıyma ve soğan ile hazırlanıyor, baharat neredeyse hiç kullanılmıyor ya da çok az kullanılıyor. Bu sade tarif, etin doğal lezzetinin öne çıkmasını sağlıyor. Köfte genellikle soğan salatası ve taze ekmekle servis ediliyor.
Divriği Döneri
Divriği’ye gidenlerin en çok konuştuğu lezzetlerden biri de Divriği döneri. Küçük ilçelerde nadir görülen şekilde kaliteli et kullanıldığı için döner oldukça lezzetli. Sabah erken saatlerde hazırlanan döner şişleri genellikle öğleden sonra bitmiş oluyor. İlçe merkezinde birkaç küçük dönerci bulunuyor ve çoğu yer yerel halkın da tercih ettiği küçük esnaf lokantaları.
Çay Molası
Yemekten sonra Divriği’de yapılacak en güzel şeylerden biri de sokak arasında bir çay molası vermek. Hüma Hatun Sokak’ta bulunan küçük çayhaneler bu açıdan oldukça keyifli. Otantik atmosferi olan bu mekânlarda çayın yanında genellikle dut kurusu, kavurga ve kurutulmuş meyveler ikram ediliyor.
Divriği’nin çayhanelerinde oturup hem dinlenmek hem de kasabanın sakin ritmini izlemek mümkün. Dar sokaklardan geçen ziyaretçiler, eski taş evler ve kasabanın gündelik hayatı bu çay molasına ayrı bir keyif katıyor.
Divriği Nerede, Divriği’ye Nasıl Gidilir?
Divriği, Sivas ilinin güneydoğusunda yer alan tarihi bir ilçe. Çaltı Çayı Vadisi boyunca uzanan bu yerleşim, Sivas şehir merkezine yaklaşık 180 km uzaklıkta bulunuyor. Doğu Anadolu’ya oldukça yakın bir konumda yer aldığı için ulaşım genellikle Sivas üzerinden sağlanıyor.
Divriği’ye havayoluyla gelmek isteyenler için en yakın havalimanı Sivas Nuri Demirağ Havalimanı. Havalimanından Divriği’ye karayoluyla ulaşım yaklaşık 2,5 saat sürüyor. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok şehirden Türk Hava Yolları ve Pegasus ile Sivas’a düzenli uçuşlar bulunuyor. Havalimanından şehir merkezine gelen servislerle önce Sivas’a ulaşıp ardından Divriği’ye devam edebilirsiniz.
Sivas’tan Divriği’ye gitmenin en keyifli yollarından biri ise tren yolculuğu. Sivas Garı’ndan hareket eden Divriği Ekspresi, hem konforlu hem de manzaralı bir yolculuk sunuyor. Özellikle Çaltı Vadisi boyunca ilerleyen tren hattı, Anadolu’nun en etkileyici demiryolu rotalarından biri olarak biliniyor. Yolculuk yaklaşık 2 saat 45 dakika sürüyor ve tren genellikle sabah ve akşam saatlerinde hareket ediyor.
Tren saatleri uymuyorsa Sivas şehir merkezinden otobüs veya minibüslerle Divriği’ye ulaşmak da mümkün. Sivas Otogarı’ndan ilçeye düzenli seferler bulunuyor ve yolculuk ortalama 2,5 saat sürüyor. Ayrıca Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerden bazı dönemlerde Divriği’ye direkt otobüs seferleri de yapılabiliyor.
Divriği, Anadolu’nun tarih ve kültür açısından en etkileyici duraklarından biri. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, eski taş konakları ve Çaltı Vadisi’nin doğal güzelliği bu küçük ilçeyi sıradan bir Anadolu kasabasından çok daha özel bir yere dönüştürüyor. Üstelik tüm bu zenginliğe rağmen Divriği hâlâ sakinliğini ve mütevazı karakterini koruyabilmiş nadir yerlerden biri.
Divriği’ye geldiğinizde yalnızca tarihi bir yapı görmekle kalmıyorsunuz; Anadolu’nun samimi insanlarını, yerel mutfağını ve doğanın içinde yavaş akan bir kasaba hayatını da deneyimliyorsunuz. Eğer yolunuz Sivas taraflarına düşerse, Divriği’ye bir gün ayırmak Anadolu’nun saklı hazinelerinden birini keşfetmek için güzel bir fırsat.