Divriği, Sivas’ın güney doğusunda, Fırat’ın kollarından biri olan Çaltı Çayı Vadisinin kenarına kurulmuş. Çağlar öncesine tanıklık eden topraklarında UNESCO Dünya Mirası listesindeki Ulu Cami ile gerçek bir hazinenin sahibi olan Divriği, tüm bu zenginliğine rağmen Anadolu kimliğinin mütevazi duruşundan hiçbir şey kaybetmemiş.

Divriği her ne kadar Sivas’ın bir ilçesi olsa da coğrafi olarak Doğu Anadolu’ya yakın. Bu yakınlık kültürleri de beslemiş olacak ki farklı etnik kimliklerin, dinlerin birbirine karıştığı çok renkli bir ebruya dönüşmüş. Vahşi el değmemiş doğasında samimi insanların yaşadığı, tarihi konaklarının arasında yürürken kendinizi hiç de yabancı hissetmeyeceğiniz bir yer Divriği.

Divriği, Yukarı Fırat havzasının İç Anadolu’ya yakın kesiminde Sivas, Erzincan, Malatya üçgeninde yer alıyor. Doğusunda Kemaliye, İliç, güneyinde Arapgir, Arguvan, Hekimhan ile çevrili belde biraz Malatyalı biraz da Erzincanlı sayılır.

Dağlık bir bölge olarak tarif edebileceğimiz coğrafyası dik yamaçlar ve Fırat’a karışan çayların aktığı derin vadilerle dolu. Yemyeşil bir doğası yok ama yüksek karlı zirveleri, vadilerin içinde devam eden zorlu yolları, baharda çiçek bahçesine dönüşen yaylaları, bakirliği insanı çekiyor.

Divriği tarihi, farklı renklerin karışıp kaynaştığı Anadolu tarihinin bir küçük resmi gibi. Bilinen geçmişi Hititlere kadar uzanıyor. Eski Yunan kaynaklarında Apblike, Bizans kaynaklarında Tephrice (Tefrike) adıyla anılan Divriği, Arap kaynaklarında Abrik veya Ebrik şeklinde adlandırılmış. Osmanlı döneminde Divrik diye geçiyor ki Divriğililer de kendilerine genelde Divrikliyiz der.

Hititlilerden sonra Persler, Makedon, Kapadokya Krallığı, Doğu Roma, Sasaniler gibi farklı devletlerin topraklarına katıldı. Gerçek anlamda belgelere dayanan tarihi ise IX. yüzyılda hristiyanlığın muhalif bir tarikatı sayılan Pavlikianlarla başlıyor. Hatta Divriği merkezinde Pavlikianlarla ilgili bir de anıt var.

Pavlikianlar zamanında Müslüman Araplarla Bizanslılar arasında tampon bir bölge gibi olan Divriği, Malazgirt savaşıyla birlikte Mengücek beyliğinin himayesine girmiş. Sonrasında Memlukluler ve Yıldırım Bayazıt zamanında Osmanlı’ya yaklaşan Timur tehlikesinden sonra tekrar Memluklulere verilmiş. Mercidabık zaferiyle kesin olarak Osmanlı idaresine girmiş.

Divriği’nin merkezi Igımbat Dağının eteklerinde, Çaltı Çayı ile birleşen geniş bir vadinin içine yayılmış. Tarihteki ilk yerleşim yeri de Igımbat’ın tepesindeki kale ve kalenin hemen yakınlarındaki Ulu Cami’nin olduğu yamaçlarmış.

Divriği’nin çarşısı şimdilerde görkemli caminin hemen solundan aşağı doğru inen arnavut kaldırımlı birkaç sokaktan oluşuyor. En fazla iki-üç katlı evlerin olduğu çarşısı, arnavut kaldırımlı hafif eğimli yolları, restore edilen Hüma Hatun sokağı, meşhur divriği döneri satan birkaç dükkanı ile yaz ayları dışında çok sakin.

Mütevazi bir Anadolu kasabası görünümündeki Divriği’yi çekici yapan şey şüphesiz taş işlemeciliğin dünyadaki en güzel örneklerinden biri olarak UNESCO Dünya Mirası Listesine giren Ulu Cami. Muazzam bir yapı, bütün detaylarıyla eşsiz, ancak kıymetinin bilinmediğini yeterince tanıtılmadığını düşünüyorum.

Divriğiliyim ve çevremde Divriğili olup halen bu camiyi görmemiş o kadar çok insan var ki. Divriği’ye gittiğim zamanlar tek tük Japon ve Çinli turistleri görünce çok seviniyorum. Bizde yeterince bilinmemesi üzücü tabi. Oysa bizim topraklarımızdaki bir mucizeyi binlerce kilometre öteden görmeye gelenler, merakla yollara düşenler bizden çok çok önce fark etmişler bu eşsiz eseri.

Son yıllarda artık sadece Ulu Cami için değil, ilçede restore edilen müzeye dönüştürülen tarihi konakları, el değmemiş doğal güzellikleri, tren yollarının geçtiği nefis manzaraları da görmeye gelenler de var. Eskiden sessiz sakin olan beldenin sokakları kışın soğuk günlerinde bile hareketli.

Turistik Doğu Ekspresi ile Divriği’de 2.5 saat mola veriyor. Bu kısa molada Ulu Camiyi, kaleyi, Hüma Hatun Sokağını hızlı bir şekilde görmeye yeter. Kale, Ulu Cami ve Huma Hatun sokak birbirine yürüme mesafesinde.

Divriği’de gezilip görülecek yerlere konakları da ekleyin. Sayısı 100’ü üstünde tescilli konak var. Bir kısmı restore edilmiş turizme açılmış. Sivas’a giden ana yolun bir tarafında çarşı diğer tarafında konakların olduğu Hacı Osman Mesciti mahallesi kalıyor.

Çarşıdan konakların olduğu bölgeye rahatlıkla yürüyebilirsiniz. Gözleriniz iyi görüyorsa Kaleden ya da Ulu Camiden baktığınızda Divriği çarşısının tam karşısında kalan konakların birkaçını görebilirsiniz.

Divriği Gezilecek Yerler

Divriği merkezi gezmek için bir tam gün yeterli. Eğer gelmişken birkaç köy göreyim etrafı keşfedeyim derseniz bir gece kalmanızı tavsiye ederim. Divriği Kemaliye’ye 70 km, Arapgir’e 80 km uzaklıkta. Bu güzel iki ilçeyi de rotanıza ekleyebilirsiniz.

Divriği Ulu Cami ve konaklarını Divriğili bir rehber olan Mustafa Yıldırım ile gezdim. İşini hakkını vererek yapan bir rehber, Divriği çarşıda da Ulu Camii Hediyelik Eşya isminde küçük bir dükkanı var. Özellikle Ulu Camiyi anlamak için rehberle gitmek şart.

Yine Fırat turu rotam Elazığ, Tunceli, Bingöl ve Malatya’dan sonra rotayı Sivas ve Erzincan ile genişletmek için araç desteği sunan otorento.com.tr araç kiralama şirketine teşekkür ederim.

Divriği’yi gezerken Salavattepe’de Divriği Otel‘de kaldım. Otelin teras kat manzarası çok hoş, bütün şehri görebiliyorsunuz. Otelin içi, odalar, yemekler ve İnternet hızı da gayet iyi. Divriği standartlarına göre beklediğimden daha iyi bir oteldi. Tavsiye ederim.

Divriği’den sonra Sivas’a gidip merkezi gezdim. Medreseler, camiler, hanlar… O kadar çok tarihi mekan var ki hepsi çok fotojenik, koşturmalı bir gezi değil de ağır ağır gezmek gerek. Sivas merkeze bir gün ayırmak şart.

Trip Advisor ve Booking yorumları çok iyi olduğu için Sivas’da tercih Keykavus Otel‘i tercih ettim. Gerçekten çok özenli, şık ve çiçek gibi bir otel. Saunası, Bali havasında masaj salonu, kahvaltı yapabileceğiniz terası harikulade. Sivas’da kalabileceğiniz en iyi otel.

1. Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası

Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, gerçek bir şaheser. Hani bazı yerler için kelimeler yetersiz kalır ya Ulu Cami de kelimelerin onu tarif etmekte eksik kaldığı büyülü bir hazine. Evliya Çelebi’de notlarında bu şaheser için ”Methine diller kısır, kalem kırıktır” demiş.

Divriği Ulu Cami ve Darüşiffası, göz kamaştıran mimarisi, büyük bir ustalığın örneği olan taş işçiliği ile Türkiye’den UNESCO Dünya Mirası Listesine girmeyi başarmış ilk eser. Divriği’nin Mengücekoğulları’nın idaresinde olduğu dönemde 1228-1229 yılları arasında Ahmet Şah ve eşi Turan Melek tarafından yaptırılmış.

Caminin mimarı Mimarı Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah. Çoğu zaman kısa adıyla Ulu Cami olarak anılsa da yapı cami, hastane (darüşiffa) ve türbe olmak üzere üç bölümden oluşuyor.

Camiye bitişik olan hastane bölümünde yer alan havuz ve kanalın oluşturduğu su sesi ve duvarların muhteşem akustiği ile çalınan neyin sesi akıl hastalarının tedavisinde kullanılmış. Caminin yapımı yıllar süren tahta çivi kullanılarak abanoz ağacından yapılmış minberi, duvardaki taş işlemeciliği ise göz kamaştırıcı.

Cenneti tasvir eden Cennet kapısı, mayıs ve eylül aylarında namaz kılan kadın ve erkek figürlerinin oluştuğu batı kapısı, Selçukluyu simgeleyen beşgen ve sekizgen yıldızların motiflerin süslediği Darüşiffa kapısı, Ulu Cami için yapılan “Divriği mücizesi” yakıştırmasını haklı çıkarıyor.

Ulu Cami şimdilerde restore ediliyor. İçine girmek yasak, sadece dışarıdan kapılarını görebiliyorsunuz.

2. Divriği Kalesi

Divriği gezi rehberi

Divriği Kalesi, Divriği’yi yukarıdan görebileceğiniz ilçenin en yüksek noktalarından birine kurulmuş. Sarp ve kayalık bir alana inşa edilmiş, Kesdoğan Kalesi ile karşılıklı duran şehre hakim noktadaki kalenin güney tarafı Çaltı Çayının oluşturduğu yüksek uçurumlarla çevrilmiş.

Kale Mengücekoğulları döneminde 1230 yılında Ahmet Şah tarafından yapılmaya başlanmış. Kalenin en özgün kısmı üstünde Aslan heykeli olan Aslanlı burç ve kalenin içine girmenizi sağlayan mağara.

Aslan heykelin olduğu burçtan şahın Divriği’yi seyrettiği söyleniyor. Gerçekten de güzel bir manzarası var. Çaltı Çayına bakan dar bir girişi olan mağara ise göğe yükselen akasya ağacının olduğu yerden kalenin içine açılıyor. Ağacın yarısı mağaranın içinde diğer yarısı kalenin içinde, kaleye giderseniz mutlaka mağaranın içinde bu güzel akasya ağacını görün.

3. Kesdoğan Kalesi

Kesdoğan Kalesi, Divriği Kalesinin kalesinin karşısında kayalıkların üstüne, kurulmuş etrafı uçurumlarla çevrili bir kale. Tıpkı bir kartal yuvası gibi. Çaltı Çayının solunda yer alan kale daha çok kule görünümünde, Divriği Kalesine nazaran daha dar bir alana yerleşmiş. Duvarlarının çoğu yıkılmış.

Kesdoğan Kalesinin kim tarafından yapıldığı bilinmiyor. Üzerinde tarih isim yazılı herhangi bir kitabe bulunmamış şimdiye kadar. Ama halk arasında Ermenilerden kaldığı söyleniyor. Mengücekoğullarından Şah’ı Şahin Şah’ın Ertuğrul isimli oğlu ile Ermeni kralının kızı arasında geçen aşkı anlatan bir efsanesi bile var.

Kesdoğan Kalesine çıkmak için Çaltı Çayını geçip epey bir tırmanmanız gerekiyor. Mutlaka ayağınızda rahat bir ayakkabı olmalı. Kaleye çıkmayı düşünüyorsanız yaz ayların da öğlen sıcağına kalmayın, Divriği’nin kuru sıcağı sizi yokuş çıkarken zorlayabilir.

4. Hüma Hatun Sokak

divriği, sivas
Çayhane, Divriği

Hüma Hatun Sokak, Divriği’nin en güzel ve en otantik sokağı. Tarihi arasta içinde bulunan sokak restore edildikten sonra Mengücek Vakfı tarafından kiralanıp işletmeleri kadınlara verilmiş.

Sokak karşılıklı sıralanmış küçük dükkanlardan oluşuyor. Sokağın dekorasyonunda çoğunlukla ahşap kullanılmış, arnavut kaldırımların döşendiği zemini, renkli çiçeklerin süslediği saksıları ile çok hoş. Çarşının en keyifli yeri.

Divriği’nin tarihi ve kültürel dokusuna uygun bu küçük dükkanlarda yöresel ürünler, Divriği’de yetiştiren çeşitli kurutulmuş meyveler, ele emeği ürünler satılıyor. Alışveriş yapmak, oturup bir şeyler içmek için Hüma Hatun’a mutlaka uğrayın.

5. Ayanağa Konağı

Ayanağa Konağı, Divriği’nin en görkemli en eski konaklarından. Konağı Karamahmud oğlu Mehmet Ağa yatırmış. Yapılış tarihi 1838 deniliyor ama net bir bilgi yok. Neredeyse 200 yıla yakın koca bir tarih.

Konağın orijinal planın da üç ana bölüm var: harem, selam ve arka avluya bakan mabeyn. Zaman içinde konak tahrip olmuş ve şimdilerde sadece selamlık bölümü restorasyon sonrası ayakta kalabilmiş.

İki katlı konakta odaların ahşap işlemeli tavan süslemelerinin her biri sanat eseri adeta. Alt kattaki kış odası olarak kullanılan toyhane ise konağın en iyi korunmuş bölümü. Üst kata çıkan ‘ayakçak’ adı verilen ahşap merdivenler, pencere ve dolap süslemeleri gibi pek çok güzel detaya sahip konak görülmeye değer.

6. Mühürzade Konağı, Nuri Demirağ Kültür ve Sanat Evi

Mühürzade Konağı, Divriğili iş insanlarından Nuri Demirağ’ın yaşadığı ev. Demirağ yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nde “Türk Zaferi” adını verdiği ilk sigara kağıdını üreten, ilk uçak fabrikasını açan, ilk yerli paraşüt üretimini yapan idealist ve vatansever bir isim.

Devleti ve halkı için yaptığı fedakarlıklarının yaşadığı dönemde pek kıymeti bilinmese de Divriği’deki evi onun düşüncelerini, hayatını ve girişimciliğini anlatmak ve yaşatmak açısından çok kıymetli.

Konak müze olarak kullanılan iki katlı bir Divriği evi. Odaları, tavanları, merdivenleri, pencereleri çok iyi korunmuş. Nuri Demirağ’ın yaşamıyla ilgi bilgi veren, gazete küpürleri ve fotoğraflarla duvarlar süslenmiş. Üst kattaki büyük oda da Demirağ’ın çalışma masasında oturmuş bir canlandırması da var.

7. Sancaktar Konağı, Ozanlar Evi

Sancaktar Konağı, Divriği’de restore edilerek turizme kazandırılmış konaklardan biri. Konak Cumhuriyet’in ilk yıllarında inşa edilmiş ama tamamlanmamış. Geleneksel Divriği evlerinden biraz daha farklılaşmış, en üst katındaki yıldız köşkünün kuzey cephesine ilçedeki ilk balkon yapılmış.

Sabancı Olgunlaşma Enstitüsü’nün desteğiyle konak tarih ve şehir müzesi olarak hazırlanmış. Aynı zamanda Divriğili halk ozanlarının da isimlerini yaşatmaya çalışan Ozanlar Evi mimarisi, Selçuklu ve Divriği Darüşiffası’nın motiflerini taşıyan kıyafetlerin sergilendiği odaları, küçük ve hoş bahçesiyle Divriği kültürünü yaşatan nadide konaklardan.

8. Şeyhoğlu Konağı, Mengücekli Kültür ve Sanat Evi

Şeyhoğlu Konağı, Divriği tarihinde önemli bir yere sahip olan Mengücekliler’in kültürünü yaşatmak için Mengücekli Kültür ve Sanat Evi olarak ziyaretçilerini ağırlıyor.

Mengücekli Kültür ve Sanat Evi etnografya müzesi tadında. Yemyeşil ağaçların olduğu bahçesinden konağın içine girdiğinizde konağın hoş mimarisi, evin kendine has kerpiç kokusu yıllar öncesine götürüyor. Konaktaki yaşanmışlık her yere sinmiş gibi.

Merdivenle çıkılan üst kat odalar özenle döşenmiş. Dekorasyonda eşyalarda çoğunlukla ağaç kullanılmış. Eski radyolar, bir köşede duran gramafon, Divriği kültürünü yaşatan objeler, köylü kadını ve çocuğunun canlandırması, atmosferini tamamlamış.

Benim en sevdiğim konaklardan biri oldu Şeyhoğlu, içinde birkaç saat geçirsem sıkılmam. Divriği’ye giderseniz bu konağa mutlaka vakit ayırın.

9. Hüseyin Gazi Türbesi

Hüseyin Gazi Türbesi, Igımbat dağının tepesinde yer alıyor. Hüseyin Gazi Battal Gazi’nin babası, bu türbede mezarı burada olduğu düşünülen Hüseyin Gazi adına yapılmış. Aslında Battal Gazi ve Hüseyin Gazi ile ilgili çok sağlam kaynaklar yok.

Ankara ve Çorum’da da Hüseyin Gazi’ye ait olduğu düşünülen türbeler var. Divriği’deki inanışa göre Hüseyin Gazi Divriği’de Bizanslılarla savaşıyor ve burada şehit düşüyor.

Halk eskiden buraya yaya olarak çıkardı ama şimdi güzel bir yol yapılmış arabayla yakınına kadar gidiliyor. Özel günlerde Divriği halkı türbeye gelip kurban kesip dua ediyor.

Divriği’de ne yenir

Divriği tarihi, kültürü, doğasıyla olduğu kadar geleneksel lezzetleri ile de oldukça zengin. Yöresel yemeklerinin her biri bu kültürün bir parçası.

Divriği pilavı tadılması gereken lezzetlerin başında geliyor. Pirinç, nohut ve kuzu eti ile hazırlanıyor. Tereyağı ile yapılan pilav yanında da mis gibi yayık ayranı ile ikram ediliyor. Divriği pilavını Hüma Hatun sokağın başında Emine hanımın yerinde yemiştim tavsiye ederim.

Divriği’nin pilavı kadar köftesi meşhur. Divriği’de hava, su temiz, yaylalarında, meralar henüz kirlenmemiş. Bu sebeple eti de çok ama çok lezzetli. Köfte soğan ve kıymadan yapılıyor. Genel olarak baharat kullanılmıyor olsa da çok çok az. Yanında soğan salatasıyla sofraya geliyor.

Divriği’nin döneri Divriği’de tadılması gereken lezzetlerden ilk üçte benim için. Divriği’ye yolunuz düşerse döner yemeden dönmeyin. Yağ oranı, etin lezzeti, kokusu, tadı muhteşem. Çarşıda birkaç tane dönerci var. Sabah şişe takılan döner öğleden sonra 3-4 gibi bitmiş oluyor. Dönerci Uğur benim favorim, küçük salaş bir mekan. Kapıda çoğu zaman sıra oluyor ama beklemeye değer.

Yemek faslı bittiyse üstüne güzel mis gibi kokan tavşan kanı bir çay içmeden olmaz. Hüma Hatun sokakta Seher hanımın işlettiği Çayhane çok hoş otantik bir mekan. Çayhanenin içi o kadar güzel döşenmiş ki tam fotoğraflık. Pencere önünde sayısız fotoğraf çekilmiştim.

İsterseniz kapıdaki küçük taburelerde oturup sokağa gelen turistlerle sohbet edin, isterseniz de içerideki sedirlere kahvenizi çayınızı yudumlarken dinlenin. Çayın yanında dut kurusu, kavurga ve Divriği’nin köylerinden gelen kurutulmuş meyvelerden de sipariş verebilirsiniz.

4 YORUMLAR

💬 Düşüncelerinizi Yorum Olarak Yazabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz